TBK Madde 302 – Vergi ve benzeri Yükümlülüklere Katlanma Borcu

TBK md.302, Türk Borçlar Kanunu ikinci kısım, dördüncü bölüm, birinci ayrım (genel hükümler), “C.” Başlığı altında “Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu” başlığıyla ele alınmıştır.

TBK md.302
TBK Madde 302 – Vergi ve benzeri Yükümlülüklere Katlanma Borcu

MADDE 302 – Kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır.

TBK md.302 (Türk Borçlar Kanunu Madde 302) Gerekçesi

(TASARININ 301. MADDESİ KANUNUN YASALAŞAN METNİNİN 302. MADDESİNE KARŞILIK GELMEKTEDİR.)
MADDE 301 – 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 258 inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.

Tasarının tek fıkradan oluşan 301 inci maddesinde, kiraya verenin vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu düzenlenmektedir.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 258 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “D. Mükellefiyet ve vergileri ve tamiri tahammül” şeklindeki ibare, Tasarının 301 inci maddesinde “II. Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 258 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “tamiri tahammül” şeklindeki ibareye, bu konunun Tasarının 302 nci maddesinde özel olarak düzenlenmesi sebebiyle, Tasarının 301 inci maddesinin kenar başlığında yer verilmemiştir.

Kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’ndaki düzenlemeden farklı olarak, Tasarının 301 inci maddesine “aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise” şeklindeki ibare eklenmiştir. Böylece, hükmün emredici nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Nitekim, İsviçre’de de, kaynak hükmün emredici nitelikte olmadığı kabul edilmektedir.

Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 256b maddesi göz önünde tutulmuştur.

TBK md.302 (Türk Borçlar Kanunu Madde 302) ile İlgili İçtihatlar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/24754 E. 2022/39 K. ve 10.01.2022 Tarihli Kararı

Dava: Davacı … Yatırım ve İşletme A.Ş vekili Av. … tarafından, davalı … Türk Katılım Bankası A.Ş aleyhine 15/10/2020 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen 09/02/2021 günlü karara yönelik olarak Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz talep edilmesi üzerine dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

Karar: Davacı vekili; davalıya ait aracın, müvekkili şirketin işlettiği otoyoldan ihlalli geçişi nedeniyle geçiş ücreti ve geçiş ücretinin 4 katı tutarındaki ceza tutarı toplamından ibaret alacağın tahsili amacıyla Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2020/345 sayılı dosyasından başlattıkları ilamsız takibe davalı/borçlu tarafından itiraz edilmesi nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiğini belirterek, vaki itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; aracın müvekkili banka adına kayıtlı olmasına karşın, ihbar olunan şirket ile müvekkili banka arasında akdedilen 12/03/2018 tarihli finansal kiralama sözleşmesi uyarınca aracın bu şirkete kiralandığını, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca kiracının işleten sıfatını taşıdığını ve her türlü sorumluluğun kiracıya ait olup müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek, davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece; geçiş ücreti tahakkuk ettirilen aracın mülkiyetinin finansal kiralama sözleşmesi kapsamında ihbar olunan/kiracı şirketin kullanımında olduğu, icra takibinde husumetin yanlış yöneltildiği, davalı/malikin tahakkuk eden geçiş ücretinden sorumlu olmadığı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015/123 esas ve 2013/11835 esas sayılı kararlarının da bu yönde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulmasını istemiştir.

6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanun’un “Geçiş ücretini ödememe ve güvenliğin ihlali” başlıklı 30. maddesinin konuya ilişkin ilgili bentleri;

“(5) 4046, 3465 ve 3996 sayılı kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarından geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yapan araç sahiplerinden, işletici şirket tarafından geçiş ücreti ödemeden giriş çıkış yaptığı mesafeye ait geçiş ücreti ile birlikte, bu ücretin dört katı tutarında ceza, genel hükümlere göre tahsil edilir. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16/5/2018-7144/18 md.)

(6) 4046, 3465 ve 3996 sayılı kanunlar çerçevesinde işletme hakkı verilen veya devredilen otoyollar veya erişme kontrolünün uygulandığı karayollarından ücretsiz geçiş yapan araçlar, işletici şirket tarafından bu maddenin yedinci fıkrasında öngörülen sürenin bitimini takip eden ilk iş gününde en yakın trafik kuruluşuna bildirilir.

(7) Geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yapanlardan, ödemesiz geçiş tarihini izleyen on beş gün içinde yükümlü olduğu geçiş ücretini usulüne uygun olarak ödeyenlere, bu maddenin birinci fıkrası ile beşinci fıkrasında belirtilen cezalar uygulanmaz. (Ek cümle: 16/5/2018-7144/18 md.) Otoyollar ile erişme kontrolünün uygulandığı karayolları için belirlenen geçiş ücretlerini ödemeden geçiş yaptığı tespit edilen yabancı plakalı araçlara uygulanan idari para cezaları için bu fıkrada belirlenen on beş günlük süre beklenmez. (Ek cümle: 23/7/2020-7252/9 md.) Ancak, ödemesiz geçiş tarihini izleyen on beş gün içinde geçiş ücretinin ödenmesi halinde idari para cezası tahsil edilmez” düzenlemelerini içermektedir.

6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca, finansal kiralama konusu malın mülkiyeti kiralayana aittir. Ancak taraflar sözleşmede, sözleşme süresi sonunda kiracının, malın mülkiyetini satın alma hakkını haiz olacağını kararlaştırabilir. 6361 sayılı Kanun’un 24. maddesi uyarınca, kiracı, sözleşme süresince finansal kiralama konusu malın zilyedi olup, sözleşmenin amacına uygun olarak her türlü faydayı elde etme hakkına sahiptir. 6361 sayılı Kanun’da, sigorta hariç, vergi ve diğer benzeri kamusal borçlarla ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Sigorta prim borçlarıyla ilgili olarak 6361 sayılı Kanun’un 24. maddesinin 5. fıkrasında özel bir düzenleme mevcut olup, işin doğası gereği malın sigorta ettirilmesi zorunlu tutulmuş, sigorta ettirme sorumluluğunun kimde olacağı tarafların kararına bırakılmış, ancak sigorta priminin ödenmesi sorumluluğu her durumda kiracıya bırakılmıştır.

6098 sayılı TBK’nın “Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu” başlığı altındaki 302. maddesi uyarınca, kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır. Maddede öngörülen yükümlülükler, kiralananın malik olmasının bir sonucudur. TBK’nın 302. maddesi emredici bir hüküm olmadığından, kiralayanın vergi yükümlüsü sıfatına etki etmemek üzere, sözleşmede vergi ve benzeri yükümlülüklerden kiracının sorumlu olacağı kararlaştırılabilir. Böylece kiralayan vergi yükümlüsü olarak, gerekli ödemeleri yaptıktan sonra sözleşme hükmüne dayanarak kiracıya başvurabilecektir. Bu cümleden olarak, davalı kiralayan ile ihbar olunan kiracı arasında akdedilen 12/03/2018 tarihli finansal kiralama sözleşmesinin 6.1 maddesinde de, her türlü giderler ile yasal olarak gerek kiracı ve gerekse kiralayan tarafından, hangi sebep suret ve gerekçe ile olursa olsun ödenmesi gereken her tür ve kategorideki mevcut veya sonradan çıkarılan her türlü vergi, harç, fon, masraf ve ücretlerin kiracıya ait olacağı, kiralayanın bunları talep ve tahsile, rücuen tahsile yetkili olduğu düzenlenmiştir. Böylece kiralayan/araç maliki söz konusu ödemeleri yaparak sözleşme hükümleri uyarınca kiracıya rücu etme imkanına sahip olabilmektedir.

Eldeki davada itirazın iptali istemine konu alacak, işletmeci/hizmet sağlayıcı şirket tarafından işletilen köprü, otoyol ve tünellerden geçiş yapan araç sahiplerinin yaptığı iddia edilen ihlalli geçişten kaynaklı para alacağıdır.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde uyuşmazlık; finansal kiralama sözleşmesine konu olan aracın ihlalli geçişi nedeniyle davacı şirkete ödenecek geçiş ücreti ve ceza tutarından kimin sorumlu olacağı, husumetin kime yöneltileceği noktasında toplanmaktadır.

Trafik sicilinde araç maliki olarak görünen kişi, bu aracını finansal kiralama sözleşmesi uyarınca kiracıya teslim ettikten sonra trafik kazası meydana gelmesi halinde, malın zilyedi olan kiracı, 2918 sayılı KTK’nın 3. maddesi uyarınca işleten sıfatıyla zarar gören üçüncü kişilere verilecek zararlardan sorumlu olacaktır. Ancak somut olaya konu alacak, 2918 sayılı Kanun hükümlerine göre aracın trafik kazası sonucu üçüncü kişilere verdiği zararlardan işletenin sorumlu tutulduğu bir eylemden kaynaklı olmayıp, davacı şirket tarafından işletilen otoyoldan davalı adına kayıtlı ve ihbar olunan şirketin finansal kiralama sözleşmesi uyarınca kiracısı olduğu aracın ihlalli geçiş eyleminden kaynaklı bir alacaktır. Yaptırım uygulanmasına sebebiyet veren eylem, ücret ödenmeden geçiş yapılması anında tamamlanmış olmakta, ödemesiz geçiş tarihinden itibaren on beş gün içinde geçiş ücretinin ödenmesi halinde cezanın uygulanmayacağına ilişkin düzenleme, oluşan neticeyi ortadan kaldırmaktadır.

O halde, davaya konu ihlalli geçişten kaynaklı alacak yönünden husumetin araç sahibi/kiralayan davalıya yöneltilebileceği gözetilerek mahkemece, taraf delilleri toplanıp işin esasına girilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, ihbar olunan/kiracı şirketin 2918 sayılı KTK hükümleri uyarınca işleten sıfatıyla sorumlu olduğu ve davalı/malike husumet yöneltilemeyeceği şeklindeki hatalı hukuki değerlendirme ile husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne karar verilerek kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda gösterilen nedenlerle, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 363. maddesi uyarınca Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/02/2021 günlü 2020/739 esas ve 2021/130 karar sayılı hükmünün, hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydı ile kanun yararına BOZULMASINA, dosyanın gereği yapılmak üzere Adalet Bakanlığına gönderilmesine 10/01/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2018/6066 E. 2018/12636 K. ve 11.12.2018 Tarihli Kararı

Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali ve tahliye davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 11.12.2018 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davalı vekili Av…. ile davacı vekilleri Av…. ve Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı; davacı kiraya verenle davalı kiracı arasında en son 01.03.2014 başlangıç ve 10 yıl süreli kira sözleşmesi ile arsa vasıflı taşınmazın, otomobil teşhiri-satış-servis-otopark olarak kullanılacağının kararlaştırıldığını, sözleşmenin hususi şartlar bölümünün 6. maddesinde “Emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi kiracıya aittir” şeklinde taraflar arasında düzenlenme yapıldığını, taşınmaz arsa vasfında olduğundan Türk Borçlar Kanununun 302. maddesi gereğince emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi borcunun sözleşme hükümleri gereğince davalı kiracının sorumluluğunda olduğunu, davalı kiracının, 2013 yılından itibaren sözleşme hükümleri gereğince ödemesi gereken, 2013-2014-2015 emlak vergisi borcu ile 2014-2015 çevre temizlik vergisi borçları toplamı olan 2.201.810 TL’nı ödememesi üzerine kendilerince vergi dairesine ödemek zorunda kalındığını, davalı kiracının sözleşme hükümlerine göre sorumlu olduğu alacağın tahsili için yapılan icra takibine de davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazının iptali ile takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesi ve davalının tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı; davacıya ait taşınmazda 01.07.1996 tarihinden itibaren… bayii olarak yaklaşık 20 yıldır kiracı olarak bulunduğunu, sözleşmenin belirli sürelerde yenilendiğini, son olarak 01.03.2014 tarihinde yenilenen sözleşmenin süresinin 19 yıl olarak kararlaştırıldığını, davacı ile yapılan uzun süreli yeni kira sözleşmesi gereği yeni ve maliyeti büyük yatırımlar yaptığını, davacı ile yaptığı kira sözleşmesi gereği tüm yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, 1996 yılından itibaren davacı ile olan kira ilişkisinde icra takibine konu vergilerin kendisi tarafından ödenmediğini ve bu durumun bir teamül oluşturduğunu, ayrıca davacı ile aktedilen sözleşmede belirtilen bina vergisinin de kendileri tarafından ödendiğini savunarak davanın reddi ile kötüniyet tazminatına hükmedilmesini dilemiştir. Mahkemece; “…kira sözleşmesinin 6.maddesi uyarınca, emlak, bina ve çevre temizlik vergisi yükümlülüğünün kiracı üzerinde bulunması dikkate alındığında söz konusu yükümlülüğünde kira bedeli kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ödenmeyen ve kira sözleşmesine göre kiracının yükümlülüğü dahilinde bulunan çevre ve temizlik vergisi hususunun da özel olarak kira sözleşmesi kapsamında düzenlenmiş ve belirlenmiş olması, dava konusu çevre ve temizlik vergisinin kira bedeli kapsamında olduğunun kabulü yönünde değerlendirilmesi gerektiğinden, temerrüt olgusunun gerçekleştiği gerekçe gösterilerek” davanın kısmen kabulü ile, itirazın iptaline ve davalının temerrüt nedeniyle tahliyesine ve icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

Yerel mahkeme kararının davalı tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesince verilen 20.09.2016 gün ve 2016/5242 Esas- 2016/5299 karar sayılı ilamı ile; “…Taraflar arasında yenilenerek en son 01.03.2014 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli yazılı kira sözleşmesinin yapıldığında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kiralananın şimdiki durumunun 27612 m2 arsa olduğu otomobil teşhiri, satışı, servisi ve otopark olarak kullanılacağı belirtilmiş olup, kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünün 6.maddesinde “emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi kiracıya aittir” düzenlenmesi bulunmaktadır. Uyuşmazlık kira sözleşmesinin 6. maddesinde sözü edilen emlak vergisi ve çevre temizlik vergisinin Türk Borçlar Kanunu’nun 315.maddesinde belirtilen yan giderlerden olup olmadığı buna bağlı olarak temerrüt olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği noktasındadır. Konut ve çatılı iş yeri kiraları dışındaki genel hükümlere tabi kiralarda Türk Borçlar Kanunu’nun kiraya verenin borçlarını düzenleyen 302.maddesi hükmüne göre kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere aksi kararlaştırılmamış ve kanunda öngörülmemiş ise kiraya veren katlanır. Anılan kanunun 303.maddesi uyarınca kiraya veren, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü kişi tarafından yapılan giderlere katlanmakla yükümlüdür. Her iki madde hükmünden kural olarak vergi ve benzeri mükellefiyetler ile kiralananın kullanımıyla ilgili yan giderleri ödeme borcunun kiraya verene yüklendiği bu kuralın aksinin sözleşmeyle karalaştırılabileceği anlaşılmaktadır. Konut ve çatılı iş yeri kiralarında ise kullanma giderlerini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 341.maddesinde daha somut bir ifade kullanılarak kullanma giderlerinin ısıtma, aydınlatma ve su gibi giderler olduğu belirtilmiştir. Bu açıklamalardan sonra konunun kiracının kira bedelini ve yan gideri ödemede temerrüdünü düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 315.maddesi hükmüne göre irdelenmesi, bu madde kapsamında hangi yan giderlerin temerrüde esas alınacağının saptanması gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun 302 ve 303. maddesinde bahsedilen zorunlu sigorta vergi ve benzeri yükümlülükler ve giderler eşyanın kiralanmasından ve kullanılmasından bağımsız kiralananın kendisinden kaynaklanan giderlerdir. Bu hususu düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 303 ve 341. maddelerindeki ifadelerden yan giderlerin kiralananın kullanımıyla doğrudan ilgili olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 302. maddesinde sözü edilen kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülükler ise kiralananın kullanılmasından değil kiralananın kendisinden kaynaklanan asıl giderlerden olup Türk Borçlar Kanunu’nun 303 ve 315. maddelerinde bahsedilen yan giderlerden kabul edilemez. Bu gibi giderlere ilişkin yükümlülüklerin sözleşme ile kiracıya yükletilmesi onların kira bedelinin bir parçası olduğunun kabulünü gerektirmez. Kira bedelinden sayılmayan bu giderlerin ödenmemesi temerrüte esas alınamaz. Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu’nun 315. maddesine dayanılarak tahliye istenemez. Ancak genel hükümlere göre alacak şeklinde kiracıdan tahsili istenebilir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında temerrüt hukuksal nedenine dayalı tahliye davasının reddi gerekirken kiralananın tahliyesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.2-Alacağa yönelik temyize gelince; yukarıda açıklandığı üzere Türk Borçlar Kanunu’nun 302.maddesi uyarınca kiraya verenin ödemesi gereken vergi yükümlülüğünü kiracı kira sözleşmesindeki düzenleme ile üzerine aldığına göre kiraya verenin ödediği emlak vergilerinin hangilerinin davalının kiracı olduğu yere ait olduğu tespit edilmeden yazılı şekilde itirazın iptaline karar verilmesi de isabetsiz olmuştur…” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece; alacağa ilişkin kısım yönünden bozmaya uyma ve tahliye yönünden direnme kararı verilerek, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda itirazın iptaline ve davacı lehine %20 icra inkar tazminatına ve davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmiştir. Karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olup, Dairemizin 6763 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK’na eklenen geçici 4/4. maddesi uyarınca öncelikle inceleme yetkisi olduğu anlaşılmakla; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

1-) Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve dava konusu taşınmazın açıkça ada ve parsel numarası belirtilerek kiralanmış olmasına ve sözleşmede açıkça emlak ve çevre temizlik vergisinin tamamının davalı kiracı tarafından ödeneceğinin kararlaştırılmış olmasına göre davalının alacağa ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.

2-) Davalının tahliyeye yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Davada dayanılan ve hükme esas alınan, yenilenerek en son 01.03.2014 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli yazılı kira sözleşmesinin yapıldığında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kiralananın şimdiki durumunun 27.612 m2 arsa olduğu otomobil teşhiri, satışı, servisi ve otopark olarak kullanılacağı belirtilmiş olup, kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünün 6. maddesinde “emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi kiracıya aittir” düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Tarafların özgür iradesi ile kararlaştırılan bu şart geçerli olup tarafları bağlar. Davalı kiracıya karşı getirilen bu yükümlülüğün kira bedeli kapsamında kalıp kalmadığı, yan gider sayılıp sayılmayacağı uyuşmazlığın konusunu oluşturmaktadır. Kanun koyucu, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 258.maddesinde, “Kiralananın mükellefiyeti ve vergileri kiralayana aittir. Kiralananın alelade kullanılması için miktarı takdir ve ıslah masrafı kiracıya ve tamir kiralayana aittir. Bu hususta mahalli adete bakılır.” düzenlemesi ile hem kiralayan hemde kiracının katlanması gereken hususlar birlikte düzenlenmiş iken, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile ayrı ayrı maddelerde bu husus daha açık ve anlaşılır bir şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır. TBK’nun 302. maddesinde; “Kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır” 303. maddesinde ise; “Kiraya veren, kiralananın kullanımı ile ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü kişi tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür.” yazılıdır. Bu iki madde birlikte değerlendirildiğinde, kiralananın aynından doğan giderlere kiralayanın katlanacağı tartışmasızdır. Diğer taraftan, TBK’nun 317. maddesinde de; “Kiracı, kiralananın olağan kullanımı için gerekli temizlik ve bakım giderlerini ödemekle yükümlüdür. Bu konuda yerel adete bakılır.” şeklinde hüküm konularak, kiracının kiralananı kullanmasından kaynaklı giderlerine katlanması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Emlak vergisi; konusu, bina ve arazi olan ve bu bina veya arazinin maliki, intifa hakkı sahibi; her ikisi de yoksa, malik gibi tasarruf eden kimsenin ödediği ve matrahı bina ve arazinin değeri olan ve oranı yasada ayrı ayrı gösterilmiş bulunan bir vergidir. Emlak Vergisi Kanunu gereğince tahsil edilir.

Çevre temizlik vergisi ise; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44.cü maddesi gereğince; Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve Belediyelerin çevre temizlik hizmetlerinden yararlanan konut, iş yeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabi bulunmaktadır. Aynı maddenin 2. Fıkrasında ise; Çevre temizlik vergisinin mükellefinin söz konusu binaları kullananlar olduğu belirtilmiş olup, dolayısıyla, kiraya verilen binalar için çevre temizlik vergisinin mükellefi kiracılardır. Belediye Gelirleri Kanunu gereğince de ilgilisinden tahsil edilir.

Sözleşmenin 6. maddesinde kararlaştırılan vergilerden Emlak Vergisi, taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan sözleşmede aksi kararlaştırılmamış olması halinde kiralayan tarafından ödenmesi gerekir. Çevre temizlik vergisi ise, taşınmazın kullanımından kaynaklandığından kullanan tarafından ödenmesi gereken bir vergi türüdür. Bu bağlamda değerlendirildiğinde; Çevre temizlik vergisi, kiracının kira bedeli dışında ödeyeceği yan giderlerdendir. TBK’nun 315. maddesi, kiracının temerrüdünü düzenlemiştir. Anılan maddede “Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.” yazılıdır.

Davacı kiralayan, emlak vergisi alacağı ile birlikte, çevre temizlik vergisi alacağını da takibe koymuş, davalı kiracı tarafından süresi içinde ödenmemesi üzerine itirazın iptali ile taşınmazın tahliyesine ilişkin iş bu davayı açmıştır. Mahkemece, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek, yan giderlerden olan çevre temizlik vergisinin yazılı bildirim sonucunda ödenmediği belirtilerek, temerrüt koşulunun gerçekleştiği gerekçesi ile, tahliye isteminin kabulüne karar verilmiştir. Tahliye talebine yönelik verilen karar bu haliyle usul ve yasaya uygundur. Ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 04 Mart 1968 tarih, 1966/14 Esas, 1968/7 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı ile; belediyelerce tahsil edilen temizleme ve aydınlatma resminin 818 Sayılı Borçlar Kanununun 260. maddesi kapsamında temerrüde esas olmayacağı belirtilmiş ise de; 818 Sayılı BK.’nun 260. Maddesinde; “Müstecir icar müddetinin hitamından evvel muacceliyet kesp eden kiraları tediye etmemiş bulunursa, mucir altı ay veya daha fazla müddetli icarlarda otuz günlük ve daha az müddetli icarlarda altı günlük bir mehil tâyin ederek birikmiş olan kira bu müddet zarfında verilmediği takdirde mehlin hitamında akdi feshedeceğini müstecire ihtar edebilir.” hükmü ile temerrüt nedeniyle tahliyenin sadece kira bedelinin ödenmemesi durumda uygulanabileceğini belirtmiş olup, oysa ki; Somut olayda uygulanması gereken ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 315. maddesinde açıkça yan giderlerin kira bedeli gibi temerrüt nedeniyle tahliyeye esas alınması gerektiği belirtilmiş olması karşısında, 04 Mart 1968 tarih, 1966/14 Esas, 1968/7 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararının yan giderler bakımından dava konusu uyuşmazlıkta uygulama imkanı da bulunmamaktadır. Tüm yukarıda anlatılan nedenlerle, çevre temizlik vergisinin yan giderlerden kabul edilmemesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozma nedeni yapılmasının hatalı olduğu bu defaki incelemeden anlaşılmakla, yerinde bulunmayan davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün 6763 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK’na eklenen geçici 4/4. maddesi uyarınca onanmasına karar vermek gerekmiştir.

3-) Davalının icra inkar tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;  

Bilindiği üzere; mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak (usule ilişkin kazanılmış hak) doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak meydana gelebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, (bozma kararının kapsamı dışında kalmış olması nedeniyle) kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Buna göre, bir hususun bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmesi iki şekilde olabilir:

a) O husus açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş, fakat Yargıtay’ca reddedilmiştir.

b) Veya o hususta bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen, dosyanın Yargıtay dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün olduğu halde o cihet Yargıtay’ca bozma nedeni yapılmamıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında yapılan incelemede; mahkemece verilen ilk kararda davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine reddine karar verildiği ve hükmün davacı tarafından temyiz edilmediği, dolayısıyla talep edilen icra inkar tazminatı yönünden davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmaktadır. Buna göre, mahkemece, icra inkar tazminatı talebinin reddine hükmedilmesi gerekirken, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiş olması, usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğindedir. Mahkemece, usuli kazanılmış hak ilkesinin ihlal edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK’nun 438/7 maddesi hükmü gereğidir.

SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının alacak ve tahliyeye yönelik temyiz itirazlarının reddine, üçüncü bentte belirtilen nedenle temyiz olunan kararın ikinci fıkra dördüncü bendinde yer alan ”Asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” ibarelerinin hükümden çıkartılarak yerine ”davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine” ibarelerinin eklenerek düzeltilmesine, düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 1.630 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin yek diğerinden alınıp yek diğerine verilmesine, 6100 sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.12.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/2696 E. 2018/1996 K. ve 05.03.2018 Tarihli Kararı

Dava: Taraflar arasındaki tazminat ve alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı, davalı ile aralarında 06.09.2010 başlangıç tarihli bir yıl süreli aylık 350.-TL bedelli kira sözleşmesi bulunduğunu, kiralananın dükkan niteliğinde olduğunu ve sözleşmede stopajın kiracı tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığını, buna rağmen stopaj bedelinin ödenmediğini, 26.07.2012 ve 15.08.2012 tarihli ihtarnamelerle stopaj listelerinin ibrazının istenmesine rağmen davalı tarafından cevap dahi verilmediğini, bunun üzerine 17.09.2012 tarihli düzeltme beyannamesi ile 02.11.2012 tarihinde 2010 yılı 3 aylık 457.43.-TL 2011 yılı için ise 12 aylık 1.210.64.-TL ödediğini; 2012 yılı için 1.188.54.-TL 2013 yılı için ise 840.-TL stopaj bedeli ödemesi gerekmesine rağmen ödenmemesi sebebiyle gelir vergisini bu miktarlar kadar fazla ödemek zorunda kaldığını, davalının stopaj bedellerini ödememesi sebebiyle düzeltme beyannamesi ile vergi dairesine ödenmek zorunda kalınan kısım için şimdilik 1.500.-TL, gelir vergisi indiriminden faydalanamamış olması sebebiyle şimdilik 1.000.-TL; davalının 10.09.2013 tarihinde kiralananı tahliye ettiğini, 23.09.2013 tarihinde davalının kiralanana verdiği zarar tespitinin yaptırıldığını belirterek hor kullanma tazminatı alacağından şimdilik 2.500.-TL ‘nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faizleri ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 3.918.30.-TL hor kullanma bedelinin 21.04.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) Davacının stopaj bedeline yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

6098 sayılı TBK ‘nun 302. maddesinde ” kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise kiraya veren katlanır.” düzenlemesi mevcuttur.

Taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan 06.09.2010 başlangıç tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesinin özel şartlar üçüncü maddesinde stopajın kiracı tarafından ödeneceği kararlaştırılmış olmakla TBK ‘nun 302. maddesi gereği vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu davalı kiracıya yüklenmiştir. Somut olayda; stopaj bedellerinden esasen davalı kiracının sorumlu olduğu ancak ödeme yapmadığı ve stopaj bedellerinin davacı kiraya veren tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Mahkemece stopaj bedelinden davalı kiracının sorumlu olduğu ancak ödemediği hususu dikkate alınarak davacının ödediği stopaj bedelinin hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile bu talep açısından davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı …ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.03.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

içeriğe puan ver

Bir Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir